İlköğretim son sınıf öğrencileri için Seviye Belirleme Sınavı (SBS) bugün yapıldı.
Bütün öğrencilere başarılar dileriz...
Kadını ve yaşamı ilgilendiren Kadın,güzellik,sağlık,estetik,makyaj,aşk,ilişkiler,diyet,zayıflama,beslenme,pilates,yoga,gibi konuları içeren bir blog.
Sayfalar
Merhaba
MERHABA!..
YAŞAMI VE KADINI İLGİLENDİREN HERŞEYİ BURADA PAYLAŞALIM...
YAŞAMI VE KADINI İLGİLENDİREN HERŞEYİ BURADA PAYLAŞALIM...
9 Haziran 2012 Cumartesi
OKUYORUM ÇÜNKÜ VARIM
Geçen gün “çocuklara kitap okuma alışkanlığı edindirelim” konulu bir yazı yazdım ailemveben.eu’da.
Şimdi de, kitaplarla olan ilişkimden bahsetmek istiyorum biraz.
Ben çok okuyan bir çocuktum.
Okumayı öğreten Almanca kitaplar ve Türkçe Cin Ali kitapçıklarıyla okuma yazmayı iyice söktükten sonra, öyle ince hikaye kitapları değil, ikiyüz otuz sayfalık bir çocuk romanıyla başlamıştım okuma macerama …
Louisa May Alcott’un “Küçük Erkekler” adlı romanıydı gerçek anlamda okuduğum ilk kitap. Ondan sonra okuduğum “Kız Evlat” ise, Kemalettin Tuğcu’nun kısa romanlarından biriydi.
“Küçük Erkekler” ne kadar umut verici ve öğretici ise, “Kız Evlat” da o kadar karamsar ve acıklı idi. Şaşırmıştım, “ne kadar farklı şeyler var bu dünyada” demiştim o günkü çocuk aklımla.
Hayatın sadece siyah veya sadece beyazdan ibaret olmadığını, birçok renkten oluştuğunu ilk kez hissetmeme neden olmuştu sanırım bu zıtlık.
Ondan sonra, var gücümle okumaya devam ettim. Gelsin Türkçe öyküler, gitsin Almanca macera kitapları.
Ve benim bir şansımdı, o yıllarda Almanya’da kocaman bir halk kütüphanesinde hem Türkçe hem Almanca her tür kitaba ulaşabilmek.
Kendimi kütüphanede nasıl da mutlu hissederdim. Benim çocuk yüreğim ve bütün dünya, her yer apaydınlık olurdu…
Hem huzur duyardım, hem de önemli bir şey yapıyor hissederdim kendimi.
Evet, çok önemli bir şeydi benim için okumak. Her zaman da öyle oldu…
Okuduğumuz her kitap, ruhsal ve zihinsel gelişim maceramızda attığımız yeni bir adımdır; her bir kitap yepyeni dünyalara açılan başka bir kapının anahtarıdır bence.
Ben kitaplarla ilişkimi hep böyle yaşadım, umutlu ve heyecanlı. Elime aldığım her yeni kitap bana merak ve sevinç yaşattı.
Hala yeni bir kitaba başlarken, okuduğum ilk kitabın heyecanını duyuyorum, Almanya’daki o kütüphanedeymişim gibi hissediyorum kendimi, bir kitapçı dükkanında her dolaştığımda…
İyi ki kitaplar var. İyi ki düşünen, hayal kuran ve yazma heyecanı duyan insanlar var.
Bize yeni dünyaların kapılarını aralayan herkese sonsuz teşekkürler…
Kaynak: www.ailemveben.eu
Şimdi de, kitaplarla olan ilişkimden bahsetmek istiyorum biraz.
Ben çok okuyan bir çocuktum.
Okumayı öğreten Almanca kitaplar ve Türkçe Cin Ali kitapçıklarıyla okuma yazmayı iyice söktükten sonra, öyle ince hikaye kitapları değil, ikiyüz otuz sayfalık bir çocuk romanıyla başlamıştım okuma macerama …
Louisa May Alcott’un “Küçük Erkekler” adlı romanıydı gerçek anlamda okuduğum ilk kitap. Ondan sonra okuduğum “Kız Evlat” ise, Kemalettin Tuğcu’nun kısa romanlarından biriydi.
“Küçük Erkekler” ne kadar umut verici ve öğretici ise, “Kız Evlat” da o kadar karamsar ve acıklı idi. Şaşırmıştım, “ne kadar farklı şeyler var bu dünyada” demiştim o günkü çocuk aklımla.
Hayatın sadece siyah veya sadece beyazdan ibaret olmadığını, birçok renkten oluştuğunu ilk kez hissetmeme neden olmuştu sanırım bu zıtlık.
Ondan sonra, var gücümle okumaya devam ettim. Gelsin Türkçe öyküler, gitsin Almanca macera kitapları.
Ve benim bir şansımdı, o yıllarda Almanya’da kocaman bir halk kütüphanesinde hem Türkçe hem Almanca her tür kitaba ulaşabilmek.
Kendimi kütüphanede nasıl da mutlu hissederdim. Benim çocuk yüreğim ve bütün dünya, her yer apaydınlık olurdu…
Hem huzur duyardım, hem de önemli bir şey yapıyor hissederdim kendimi.
Evet, çok önemli bir şeydi benim için okumak. Her zaman da öyle oldu…
Okuduğumuz her kitap, ruhsal ve zihinsel gelişim maceramızda attığımız yeni bir adımdır; her bir kitap yepyeni dünyalara açılan başka bir kapının anahtarıdır bence.
Ben kitaplarla ilişkimi hep böyle yaşadım, umutlu ve heyecanlı. Elime aldığım her yeni kitap bana merak ve sevinç yaşattı.
Hala yeni bir kitaba başlarken, okuduğum ilk kitabın heyecanını duyuyorum, Almanya’daki o kütüphanedeymişim gibi hissediyorum kendimi, bir kitapçı dükkanında her dolaştığımda…
İyi ki kitaplar var. İyi ki düşünen, hayal kuran ve yazma heyecanı duyan insanlar var.
Bize yeni dünyaların kapılarını aralayan herkese sonsuz teşekkürler…
Kaynak: www.ailemveben.eu
ÇOCUKLARIMIZ KİTAP OKUSUNLAR
(Ailemveben.eu'da yayımlanan yazımdan alıntıdır.)
Okullar tatil oldu. Upuzun bir yaz tatili çocukları bekliyor.
Tatilde çocuklar oyunlar oynayacaklar, gezecekler, eğlenecekler, bunun yanında mutlaka kitap da okumalılar.
Çocuklara kitap okuma sevgisi aşılamak için neler yapmamız gerekir?
En önemlisi, her konuda olduğu gibi, onlara örnek olmak.
Çocuklarımız bizleri kitap okurken görmeliler mutlaka. Eğer evde kitap okunmuyorsa, çocuğa “sen neden kitap okumuyorsun” diye sitem etmenin hiçbir anlamı olmaz.
Kitap okumayı günlük rutin haline getirmeliyiz, önce kendimiz için, sonra çocuklarımız için.
Kitap okumanın boş vakitlerde yapılacak bir şey değil de, vakit yaratarak, vakit ayırarak yapılan bir eylem olduğunu önce kendimiz benimsemeli, sonra çocuklara göstermeliyiz.
İşte benim “Çocukların Okuyacağı 20 Güzel Kitap” listem:
1- Küçük Prens – Antoine de Saint Exupery
2- Çocuk Kalbi – Edmondo de Amicis
3- Şeker Portakalı – Jose Mauro De Vasconselos
4- Güneşi Uyandıralım - Jose Mauro De Vasconselos
5- Mavi Kuşu Gören Var mı? – Çetin Öner
6- Ömer Seyfettin Hikayeleri - Ömer Seyfettin
7- Küçük Kara Balık – Samed Behrengi
8- 80 Günde Devr-i Alem – Jules Verne
9-Denizler Altında Yirmi Bin Fersah – Jules Verne
10- Robinson Crusoe – Daniel Defoe
11- Küçük Kadınlar –Louisa May Alcott
12-Küçük Erkekler- Louisa May Alcott
13-Büyük Umutlar – Charles Dickens
14-Tom Sawyer – Mark Twain
15- Gulliver’in Seyahatleri – Jonathan Swift
16-Pinokyo – Carlo Collodi
17- Vahşetin Çağrısı – Jack London
18-Moby Dick – Herman Melville
19-Define Adası – Robert Louis Stevenson
20-Küçük Kemancı – Eleanor H.Porter
Kaynak: www.ailemveben.eu
Okullar tatil oldu. Upuzun bir yaz tatili çocukları bekliyor.
Tatilde çocuklar oyunlar oynayacaklar, gezecekler, eğlenecekler, bunun yanında mutlaka kitap da okumalılar.
Çocuklara kitap okuma sevgisi aşılamak için neler yapmamız gerekir?
En önemlisi, her konuda olduğu gibi, onlara örnek olmak.
Çocuklarımız bizleri kitap okurken görmeliler mutlaka. Eğer evde kitap okunmuyorsa, çocuğa “sen neden kitap okumuyorsun” diye sitem etmenin hiçbir anlamı olmaz.
Kitap okumayı günlük rutin haline getirmeliyiz, önce kendimiz için, sonra çocuklarımız için.
Kitap okumanın boş vakitlerde yapılacak bir şey değil de, vakit yaratarak, vakit ayırarak yapılan bir eylem olduğunu önce kendimiz benimsemeli, sonra çocuklara göstermeliyiz.
İşte benim “Çocukların Okuyacağı 20 Güzel Kitap” listem:
1- Küçük Prens – Antoine de Saint Exupery
2- Çocuk Kalbi – Edmondo de Amicis
3- Şeker Portakalı – Jose Mauro De Vasconselos
4- Güneşi Uyandıralım - Jose Mauro De Vasconselos
5- Mavi Kuşu Gören Var mı? – Çetin Öner
6- Ömer Seyfettin Hikayeleri - Ömer Seyfettin
7- Küçük Kara Balık – Samed Behrengi
8- 80 Günde Devr-i Alem – Jules Verne
9-Denizler Altında Yirmi Bin Fersah – Jules Verne
10- Robinson Crusoe – Daniel Defoe
11- Küçük Kadınlar –Louisa May Alcott
12-Küçük Erkekler- Louisa May Alcott
13-Büyük Umutlar – Charles Dickens
14-Tom Sawyer – Mark Twain
15- Gulliver’in Seyahatleri – Jonathan Swift
16-Pinokyo – Carlo Collodi
17- Vahşetin Çağrısı – Jack London
18-Moby Dick – Herman Melville
19-Define Adası – Robert Louis Stevenson
20-Küçük Kemancı – Eleanor H.Porter
Kaynak: www.ailemveben.eu
Etiketler:
anne-çocuk,
bence,
çocuk,
çocuk eğitimi,
edebiyat,
kitap önerisi,
kültür-sanat
8 Haziran 2012 Cuma
AŞKI ARAMAK
(www.Ailemveben.eu'da yayımlanan köşe yazımdır.)
Gece vakti elde fener, bahçede “Aşk''ı aramak... Tuhaf bir giriş mi oldu? Birkaç yıl önce izlediğim bir dizideki bir sahneyi hatırlamak bana bunları yazdırdı. Dizinin adı ‘Yenibaştan’. Kadın ve erkek, yıllar sonra tekrar karşılaşıyorlar; belli ki, bir zamanlar aralarında bir şeyler varmış ya da olacakmış da olamamış. İkisinin tedirginliğinden anlıyoruz bunu. Gergin bir şekilde salonda baş başa otururken, biraz sonra, gece vakti, elde fener, bahçede Aşk''ı aramaya başlıyorlar. Aşk, yani komşunun kedisi... Bu sahne bana, o meşhur şiiri ve şarkıyı hatırlattı. “Dizlerimde derman, kandilimde yağ bitti, bulamadım gitti” diyordu... Adı aşk olan bir kedi… Şefkat bardaki sarışının adıysa çoktandır, aşk da komşunun kedisi olabilir pekala... Bulamadık gitti, ne aşkı, ne şefkati, ne de kediyi. Şefkat kimdi, neydi, konumuzla ilgisi var mıydı??? Aşk diyorduk aşk, yani kedi, komşunun kedisi. Kaybolmuş da, onu arıyoruz… Aşkı arıyoruz dedik, ama bulmasak daha iyi. Bulup da ne yapacağız. Halimiz mi var, aşkla uğraşmaya, ya vaktimiz? İş, güç, koşturmaca arasında böylesine derin ve kavrayıcı bir duygunun pençesine kendimizi bırakmanın ne gereği var. Paranın, gücün ve ego tatmini için gereken daha bir sürü şeyin peşine düşmek varken, aşka düşmek de neyin nesi… Fiziksel yakınlıktan ibaret, yüzeysel, ilişkilere aşk etiketi yapıştırırız, olur biter. Hatta onu bile yapmamıza gerek yok artık. “Aşk istemiyorum, bağlılık istemiyorum” deriz, kalpsizliğimizi dürüstlük diye yutturmaya çalışırız birbirimize, ya da karşılıklı olarak yutmuş gibi yaparız… Para önemli; kazanmak, daha çok kazanmak için kendimizi paralarız. Gece gündüz çalışabiliriz para için, daha lüks bir hayat için. Lüks evler, kıskandıracak otomobiller, Lcd’ler, iphone’lar, laptoplar, tabletler, şunlar, bunlar herkesin rüyalarını süsler. Ne yapar ne eder, hep daha fazlasını alırız, alırız, gösteririz, kıskandırırız, mutlu olduk sanırız. Gücümüz yettiğince pahalı mobilya ve aletlerle dolu evimizde oturup kaliteli müzik sistemlerinden güzel müzikler dinleriz. Yüreğimizin sesini ise dinlemeyi çoktan unutmuşuzdur. Ya da, onun bize söyleyecek bir şeyi kalmamıştır artık… Ne diyorduk, “aşk, komşunun kedisi, kaybolmuş, onu arıyoruz.” “Bulan olursa, insaniyet namına gözü gibi baksın, pamuklara sarıp saklasın. Soyu tükenmek üzere.”
Kaynak: www.ailemveben.eu
Gece vakti elde fener, bahçede “Aşk''ı aramak... Tuhaf bir giriş mi oldu? Birkaç yıl önce izlediğim bir dizideki bir sahneyi hatırlamak bana bunları yazdırdı. Dizinin adı ‘Yenibaştan’. Kadın ve erkek, yıllar sonra tekrar karşılaşıyorlar; belli ki, bir zamanlar aralarında bir şeyler varmış ya da olacakmış da olamamış. İkisinin tedirginliğinden anlıyoruz bunu. Gergin bir şekilde salonda baş başa otururken, biraz sonra, gece vakti, elde fener, bahçede Aşk''ı aramaya başlıyorlar. Aşk, yani komşunun kedisi... Bu sahne bana, o meşhur şiiri ve şarkıyı hatırlattı. “Dizlerimde derman, kandilimde yağ bitti, bulamadım gitti” diyordu... Adı aşk olan bir kedi… Şefkat bardaki sarışının adıysa çoktandır, aşk da komşunun kedisi olabilir pekala... Bulamadık gitti, ne aşkı, ne şefkati, ne de kediyi. Şefkat kimdi, neydi, konumuzla ilgisi var mıydı??? Aşk diyorduk aşk, yani kedi, komşunun kedisi. Kaybolmuş da, onu arıyoruz… Aşkı arıyoruz dedik, ama bulmasak daha iyi. Bulup da ne yapacağız. Halimiz mi var, aşkla uğraşmaya, ya vaktimiz? İş, güç, koşturmaca arasında böylesine derin ve kavrayıcı bir duygunun pençesine kendimizi bırakmanın ne gereği var. Paranın, gücün ve ego tatmini için gereken daha bir sürü şeyin peşine düşmek varken, aşka düşmek de neyin nesi… Fiziksel yakınlıktan ibaret, yüzeysel, ilişkilere aşk etiketi yapıştırırız, olur biter. Hatta onu bile yapmamıza gerek yok artık. “Aşk istemiyorum, bağlılık istemiyorum” deriz, kalpsizliğimizi dürüstlük diye yutturmaya çalışırız birbirimize, ya da karşılıklı olarak yutmuş gibi yaparız… Para önemli; kazanmak, daha çok kazanmak için kendimizi paralarız. Gece gündüz çalışabiliriz para için, daha lüks bir hayat için. Lüks evler, kıskandıracak otomobiller, Lcd’ler, iphone’lar, laptoplar, tabletler, şunlar, bunlar herkesin rüyalarını süsler. Ne yapar ne eder, hep daha fazlasını alırız, alırız, gösteririz, kıskandırırız, mutlu olduk sanırız. Gücümüz yettiğince pahalı mobilya ve aletlerle dolu evimizde oturup kaliteli müzik sistemlerinden güzel müzikler dinleriz. Yüreğimizin sesini ise dinlemeyi çoktan unutmuşuzdur. Ya da, onun bize söyleyecek bir şeyi kalmamıştır artık… Ne diyorduk, “aşk, komşunun kedisi, kaybolmuş, onu arıyoruz.” “Bulan olursa, insaniyet namına gözü gibi baksın, pamuklara sarıp saklasın. Soyu tükenmek üzere.”
Kaynak: www.ailemveben.eu
7 Haziran 2012 Perşembe
MERHABA
Ben yazmayı, daha doğrusu okumayı ve yazmayı çok seviyorum.
İstiyorum ki, hep okuyayım, araştırayım, öğreneyim, uzun uzun düşüneyim, bol bol konuşayım ve yazayım...
İnsan okudukça, düşündükçe anlatmak, paylaşmak da istiyor. Anlatmanın, paylaşmanın en güzel yollarından biri de yazmak.
Ben de yazdıkça mutlu oluyorum. Mutlu olmak için yazıyorum...
Daha önce de blog yazdım, hala da yazıyorum o bloglarıma.
Ama bugün yeni bir başlangıç yapmak istedim. Bembeyaz sayfa gibi, yepyeni bir blog...
Kadın - Yaşam adlı yepyeni blogumla herkese merhaba diyorum...
Merhaba, Kadına ve yaşama dair ne varsa, paylaşalım...
Merhaba, Kadına ve yaşama dair ne varsa, paylaşalım...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)